Tebessüm



Rüzgar ıslak vuruyor, göz yaşlarımdan mı bu yağmur ?

Hiç hayıflanmam yok, ne de olsa bizler çizmeyiz alın yazılarımızı. “Kimseye etmem şikayet!” Tıpkı dün gibi aklımın bir köşesinde yer etmeni isterdim, çok eskilere uzanmak ve elini bırakmamak. Gitme demek isterdim sana, keşke konuşabilseydim. Sen rolünü oynadın anne. Her zaman ana karakter olmak isterdin değil mi? Yoksa bu karanlıktan kurtulmak için başka bir önder çıkamazdı (!). Hani bana Nazım okurdun ya anne, unutmadım biliyor musun? “Sen yanmazsan, Ben yanmazsam, Biz Yanmazsak; Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” Yandın, yandım ve yandık. Karanlıklar ise aydınlığa kavuştu mu bilmiyorum. Ardında bıraktığın kör gözler görebilseydi bilirdim belki. 

Ellerim boş kalırdı omzumdaki yüklerden

Saçlarımda süt kokusu bir pınarın kalbinden

Sevgili okuyucu, uzun zaman oldu. Çokça sizi dinledim, düşündüm ve konuştum. Dertleriniz küçük sorunlar gibi gözükse de zamanın göreceliliğinde hepsi katettiğimiz birer basamak. Kimileri iyi hatıralarımız, kimileri ise koyu kederlerimiz. Unutmayın, insan ömrü bir kağıttır. Üzerine romanlar yazılır, şarkılar güftelenir, şiirler bestelenir, resimler çizilir ama en nihayetinde yanar, kül olur, uçar ve gider. Küçük hayatlarımızda saklı tuttuğumuz, düşmemiş bir uçağın kara kutularını aralarken, içimizdeki alevler sandığımızdan çokçasını yakar.

Hoş, yine gelirim; gidiyorum ama şimdi

Ayak izlerimde saklanıyor gülüşündeki neşe

Şimdi sizlerden bir istirhamım var. Biraz ara vermek istiyorum sizi dinlemeye çünkü sıra benim türkülerimi söylememde. Fakat üzülmeyin bitti mi diye, bir sizden bir benden gitsek ileriye. 

Son vedalar, sarılmalar ve gülen tatlı yüzler

Yudumlarda bitecekmiş yaptığın acı kahveler

İşte bu hikaye, benim hikayem dostlarım. Taştan ve çamurdan yaratılmadan önce bu topraklara yazılmış kaderimdir. Lütfen, yadırgamayın iç çekmelerimi. Bilin ki ben affettim, sağ olsunlar yeter.

Son bir defa yeni maceralara, eski insanlarımla…


Yıl 1983, bahar gelmiş; papatyalar sarı yapraklarında bal arılarıyla sevişirken ben gözlerimi açtım kara kapılı dededen kalma konağımızda. Kulaklarımda memleketimin rüzgarları esiyor, bir gıdıklanma ile ağlamaktan vazgeçiyorum. Annem ve babam bana bakıyor, acaba sevdiler mi beni?

Ağaçlar yapraklarını çoktan dökmüş, ben ise emeklemeye başlamıştım bile. Artık merakım konağı aşmış, köyümün çayırlarına kaçar dururken birisi yakaladı sırtımdan. “Nereye gidiyorsun tosun paşa, daha sütten kesilmeden!” Hey, hey, hey neler oluyor şu an. Bıraksana beni be kadın, gitmek istiyorum ben. Hayır, sorun burası değil, sadece merak ediyorum dışarıyı. Burada çok sıkıldım, hep aynı güler yüzler değil mi? Ben daha ağlayamadım bile, bıraksana belki mutsuzluğu görmek istiyorum.

“Değrim, değrem, divrim” ah amma zormuş be, söyleyemedim. Bir dakika bu sakallı amca da kim, dedem mi yoksa? Anne çekiştirip durmasana şu resmi, her gün bakıp iç çekiyorsun. Gören de birisi öldü sanacak. Yoksa öldü mü, dedem öldü anne? Neler diyorum ben, dedem dışarda bana bal getirecekti bi kere, sözü vardı. O zaman bu kim anne ? Konuşsana be kadın, ben daha öğrenemedim seslenmeyi biliyorsun. Evet evet sonunda, işte bu sefer ne dediğini anladım anne, bak şimdi bende yapacağım, inan bana. Derin bir nefes, hazırlıklar ve “Devrim” oldu sonunda, ilk kelimemi söyledim. Ne anlama geliyor ki, yoksa benim adım mı bu anne, her gün söylüyorsun?

Dikkat etmem lazım, kalbim de hızlı atıyor. Ya düşersem! Hop şu dala atladım, dedem çok kızar öğrenirse. Beni o kadar uyardı, hepsi benim iyiliğim içinmiş. İnanmadım tabi ki, çünkü dediler ki onun tadı bir başkaymış. Yakaladım, bir ısırık aldım sulu sulu. Ne de güzel elmaymış, kulaklarımda hissediyorum. Yalnız acımaya başladı bu his, kim çekiyor kulaklarımdan, dede sen misin?

Aylar geçti, bir hışımla kovulduğum evime gitmek için kırk takla attım. Şuna bakın üç yaşıma girdim bile. Dedem de pek inatçıdır, sanarsın karşıki dağları o yarattı. Annem mi şuradaki, gizli gizli beni görmeye geldi demek. Pek de uzakta değilim halbuki burayı da dedem yapmış, biraz daha yeni ama bizim konak gibi değil. Hem burada bana bakıyorlar, iyi bakıyorlar. Öfkesi mi geçti dedemin, hele şükür anne gelebildin. “ Oğlum, seni çok seviyorum” , ben de seni anne.


Boğaziçi’nde bir zamanlar buluşurduk. Çünkü Boğaziçi yalnızca teorik eğitim alanı değil; bir aradalığın, karşılaşmanın, tesadüflerin mekanıydı.


Sosyal Manzaralarımız



Alternatif

Yarım yamalak

“Kan istiyorum Kan.” Bir yasa bulmalı. Yazının başında olduğumuza göre en baştan başlayabiliriz. Büyük ve şiddetli bir patlama. Belki…

3 p.m in the morning

Lately, I’ve been thinking about a quote I heard which went “without free will, there is no difference between…

BİR DUVAR

sen gittin ama hissiyatın kaldı arkanda bıraktığın boşluktan korkularım yaratıldı geceleri bir insan şeklini alıp karşıma geçtiler aynaya bakınca…