Bir yere ait olma hissi zaman zaman kaybettiğiniz olmuştur, fakat yolunuz bir kez bile GSK atölyesine düşmüşse kucaklayıcı hissini ve anlatmaya çalıştığım şeyi anlayacaksınızdır. Atölye benim icin bir ev, çokça kez yattım da uyandım da. Her zaman merhaba bir yerdir orası. Ağlayacaksam giderim güleceksem de. Elimizde sarı bezlerle de gittik kafam kadar tuvallerle. Sevmek sevilmek normaldi kapılarının icinde. Bu yüzden anlayabiliyorum neden kayyumun taktığını atölyeye.
Kayyum hiç bir zaman buraya ait olmadı. Bu kapıların ardında onların nefretine yer vermedik.
Evimi kaybetmek istemiyorum. Benim kedim atölyede doğdu mesela. Senin, benim, kedimin, herkesin odası orası. Bogazicinin Boğaziçi hissini yaşattığı son yerler. Senin sen, benim ben olabileceğim son yerlerden. Belki de bu nefreti barındırmayan son yerler.
Konuşabilirsin atölyede, çizebilirsin, yazabilirsin, öpüşebilirsin, dinlenebilirsin, her şeyi yapabilir hiç bir şey de yapmayabilirsin. Var olabilirsin aslında kısaca. Biz var olduk burada. Sesimiz çok çıktı. Daha önce uyarıldık da. Ama vazgeçmedik. Güvendeydik atölyede. Çok ağladım ben kırmızı koltukta. Ne zaman kaçmaya çalışsam bir şeylerden, hep atölyeye gittim. Ruhu var çünkü atölyenin . Duvarlarda yazılı uzunca zamandır o atölyenin sanata adandığı.
Bir sürü sebebimiz var. Ben bırakmayacağım atölyeyi. Daha çok çizimim var yapacak. Kabul etmiyorum bir kez daha evimi kaybetmeyi. Buraya ait olmayanların, bu nefreti taşıyanların odamı da isgal etmesine izin vermiyorum. Ben varim. Nefret ettikleri sanatım da burada. Burada yaşamaya devam etmek istiyorum. Odama dokunmalarını istemiyorum.

